Fenerbahçe Avrupa Şampiyon Kulüpler Kros Kupası’na katılacak


Türkiye Atletizm Federasyonundan yapılan açıklamaya göre, Castellon’da gerçekleştirilecek organizasyonda Fenerbahçe 20 yaş altı kadın ve erkek takımları madalya mücadelesi verecek.


Fenerbahçe’nin kadrosunda yer alan sporcular şunlar:


20 yaş altı kadın: Hatice Kılıç, Ceren Kılıç, Buse Mayda, Edibe Yağız


20 yaş altı erkek: Furkan Mutlu, Caner Can Tunçtan, Cuma Özcan, Ahmet Civci.

İstanbulspor Alanyaspor’u ağırlayacak – Son Dakika Haberleri


Esenyurt Necmi Kadıoğlu Stadyumu’nda saat 13.30’da başlayacak mücadeleyi hakem Abdulkadir Bitigen yönetecek.


Geride kalan 21 lig maçında 5 galibiyet, 3 beraberlik ve 13 yenilgi yaşayan İstanbulspor, 18 puanla ligde 18. sırada yer alıyor.


Trabzonspor ve Kayserispor mağlubiyetlerinin ardından hafta içinde deplasmanda Arabam.com Konyaspor’u 1-0 yenen sarı-siyahlılar, puanını 18 yaparak düşme hattının dışındaki rakipleriyle arasındaki puan farkını 3’e indirdi.


Beşiktaş yenilgisinin ardından evinde Demir Grup Sivasspor’u konuk eden Corendon Alanyaspor, rakibine 3-0 kaybederken son 2 maçını da puansız tamamladı.


Ligde 21 maçta 6 galibiyet, 7 beraberlik ve 8 yenilgi alan turuncu-yeşilli takım, 25 puanla 10. sırada yer alıyor.


İstanbulspor’da 6 oyuncu ceza sınırında


İstanbulspor’da 6 futbolcu sarı kart ceza sınırında bulunuyor.


David Jensen, Duhan Aksu, Mehmet Yeşil, Muammer Sarıkaya, Okan Erdoğan ve Valon Ethemi de kart sınırında olan isimler. Bu futbolcular, yarın kart görmesi durumunda Sivasspor mücadelesinde oynayamayacak.


Ev sahibi ekipte forvet oyuncusu Eze, sarı kart cezası nedeniyle forma giyemeyecek.


Konuk ekipte ise Leroy Fer, Fatih Aksoy ve Umut Güneş ceza sınırındaki oyuncular. Bu 3 oyuncu, İstanbulspor karşısında kart görmesi halinde Medipol Başakşehir karşısında takımlarını yalnız bırakacak.


Ligin ilk yarısında Alanya’da oynanan karşılaşmadan İstanbulspor 1-0’lık galibiyetle ayrılmıştı.

İsveç’te PKK adına para toplayan Türkiye vatandaşı şahıs ‘terör finansmanı’ şüphesiyle tutuklandı

Ankara ile NATO üyeliği için müzakere yürüten ve bu kapsamda terörle mücadele yasalarını sıkılaştırma yolunda adım atan İsveç’te, PKK adına para toplayan bir kişi tutuklandı. 

İsveç radyosu SR’nin (Sveriges Radio) haberine göre, 40 yaşlarında bir kişi, “teröre finansman sağlamak, gasp teşebbüsü ve silahlı saldırı suçları işlediği şüphesiyle” gözaltına alındı.

Stockholm Bölge Mahkemesi, şüpheliyi, PKK için para topladığı ve silahlı tehdit suçlarından ötürü tutukladı.

Savcı Hans Ihrman, şahısla ilgili PKK’ya para toplamak için şantaj girişiminde bulunmanın ve bu yalla ‘teröre finansman sağlama’ ithamının söz konusu olduğunu dile getirdi. 

Habere göre, tutuklanan şahıs Türkiye vatandaşı ve yaklaşık beş yıldır İsveç’te bulunuyor.

Sosyal medyada yer alan iddialara göre gözaltına alınan şahıs, Kürtlere ait bir restorana girip PKK için para talep ettikten ve silahla ateş ettikten sonra “terör finansmanı ve gasp şüphesiyle” tutuklandı.

İsveç hükümetinin mart ayında Meclis gündemine getirmeyi planladığı terörle mücadele yasa tasarısı kapsamında “terörist” olarak tanımlanan örgütler için malzeme (ekipman) taşımak, miting ya da toplantı düzenlemek, yemek pişirmek ya da ulaşım araçlarını sürmek gibi eylemler suç sayılacak.

Ukrayna: Esir değişimiyle 116 Ukraynalı asker serbest bırakıldı


Yermak, Telegram hesabından yaptığı paylaşımında, Rusya tarafıyla bir esir değişiminin daha gerçekleştirildiğini bildirdi.


Esir takası kapsamında 2 subay, 114 er ve çavuş olmak üzere 116 askerin serbest bırakıldığını aktaran Yermak, “Çalışmaya devam ediyoruz. Herkesi geri getireceğiz” ifadesini kullandı.


Yermak, esir takasında, iki yabancı gönüllü Christopher Matthew Perry ile Andrew Tobias Matthew ve bir gönüllü savaşçının cesetlerinin Ukrayna tarafına iade edildiği bilgisini de paylaştı.


Rusya Savunma Bakanlığı da Ukrayna’dan esir değişimiyle 63 Rus askerinin serbest bırakıldığını bildirmişti.

Kuzey Ege’de deniz ulaşımına fırtına engeli


Çanakkale Boğazı ile Adalar hattında ulaşımı sağlayan GESTAŞ Deniz Ulaşım AŞ’den yapılan açıklamaya göre, yarın ve 6 Şubat Pazartesi günü Geyikli-Bozcaada ve Kabatepe-Gökçeada hatlarında sefer gerçekleştirilemeyecek.


Diğer güzergahlarda ise deniz ulaşımı tarife doğrultusunda devam edecek.

Trabzonspor, İstanbul takımlarına geçit vermiyor


Teknik Direktör Abdullah Avcı’nın, 2020-2021 sezonunun 9. haftasında göreve geldiği bordo-mavili takımda, İstanbul temsilcileri karşısında 29 karşılaşma oynandı.


Karadeniz ekibi, bu karşılaşmalarda 16 galibiyet, 9 beraberlik, 4 yenilgi yaşadı.


Deplasmanda iki yenilgi


Trabzonspor, İstanbul takımları karşısında deplasmanda 15 maçta 10 galibiyet, 3 beraberlik, 2 mağlubiyet aldı.


Bordo-mavililer, söz konusu yenilgileri şampiyon olduğu geçen sezonun son haftasında Medipol Başakşehir karşısında 3-1, bu sezon da VavaCars Fatih Karagümrük karşısında 4-1’lik sonuçla gördü.


Büyük maçlarda yenilmedi


Trabzonspor, teknik direktör Abdullah Avcı yönetiminde üç büyük rakibi karşısında deplasman maçlarında hiç mağlubiyet yüzü görmedi.


Bordo-mavililer, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş ile deplasmanda oynadığı toplam 6 karşılaşmada 3 galibiyet, 3 beraberlik elde etti.


Karadeniz ekibi, Galatasaray ile İstanbul’da 2020-2021 sezonunda 1-1 berabere kalırken geçen sezon 2-1’lik galibiyetle sahadan ayrıldı.

Hindistan ve Pakistan arasındaki Keşmir meselesi 76 yıldır çözülemiyor


Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) Keşmir’in geleceğinin halk oylamasıyla belirlenmesi çağrısına rağmen Keşmirliler on yıllardır kendi kaderini tayin edemiyor.


Pakistan’da 5 Şubat, 76 yıldır çözüme kavuşturulamayan Keşmir sorununa, dünya kamuoyunun dikkatini çekmek amacıyla 1989’da “Keşmir Dayanışma Günü” ilan edildi.


İki ülke arasında doğrudan veya dolaylı oluşturduğu gerginlikler sebebiyle 4 defa savaş çıkmasına ve binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Keşmir meselesi, taraflar arasındaki sorun olmanın ötesinde dünyayı ilgilendiren insani bir mesele haline geldi.


Keşmirli Müslümanlar, iki yüzyıldır Müslümanlar tarafından yönetilmiyor


Kral Rincana’nın 1300’lü yıllarda İslamiyet’i kabul etmesiyle Müslümanlaşan Keşmir’de, Sih mihracesi Ranjit Singh’in 1819’da yönetimini ele geçirmesiyle nüfusun çoğunluğunu oluşturan Müslümanlar, farklı inanca mensup biri tarafından yönetilmeye başlandı.


Müslümanlar, bu dönemde baskı gördü, ibadet etmelerinin yasaklanması ve ağır vergiler getirilmesiyle zaman zaman isyan etti.


Sih Krallığının dağılmasının ardından İngiltere, Keşmir’in yönetimini 1846’da Anglo-Sih savaşlarında tarafında yer alan “Dogra Hanedanlığı” kurucusu Gulap Singh’e 7,5 milyon rupi karşılığında verdi.


1947’ye kadar süren Dogra döneminde de Keşmir halkına arazi sahibi olma, eğitim ve iş gibi alanlarda yasak ve baskılar uygulandı. Söz konusu yasak ve baskılar, bağımsızlık yanlısı seslerin giderek yükselmesine sebep oldu.


İngiltere, 1947’de sömürge olarak yönettiği Hindistan’dan çekilirken, Keşmir, bağımsızlıklarını yeni kazanan Hindistan veya Pakistan ile birleşme konusunda tercihle karşı karşıya kaldı.


Bağımsızlık sonrası Hindistan veya Pakistan’a katılmak veya bağımsız bir devlet olmak konusunda kararsız kalan dönemin prensi Maharaja Hari Singh, Pakistan’ın saldırısı sonucu Hindistan’a rücu ederek Yeni Delhi yönetiminden askeri destek istemek zorunda kaldı.


4 milyonluk nüfusunun 3 milyonu Müslümanlardan oluşan Keşmir, 1947’de Pakistan’a katılmaktan yana tavır alsa da Singh, Hindistan ile birleşmeye karar verdi. Böylelikle Keşmir, 26 Ekim 1947 tarihli Katılım Anlaşması ile Hindistan’a bağlandı.


Pakistan’a katılma istekleri nedeniyle Hint askerleri ve aşırıcı Hinduların, Cammu bölgesinde iki ayda 300 binden fazla Keşmirli Müslümanı katlettiği belirtildi.


Bazı tarihçilerin, “soykırım” olarak nitelendirdiği bu katliamla bölgedeki demografik avantajı Hindular lehine çevirerek, olası bir referandumda Cammu Keşmir’in Hindistan’da kalması hedefleniyordu.


İki ülkenin bölgeye asker göndererek 1947’de ilk kez savaşmasına neden olan bu katliamın ardından BM’nin ara buluculuğunda 1 Ocak 1949’da imzalanan ateşkes anlaşmasıyla savaş sona erdi. Anlaşma, iki ülkenin bölgeyi askerden arındırmasını içeriyordu.


BM, 1948’den itibaren aldığı kararla Keşmir’deki halkın özgürce hangi ülkeye katılmak istediğine dair bir plebisit yapılması çağrısında bulundu. Ancak Hindistan, bunlara uymayı reddederek Keşmir’den askerlerini geri çekmedi ve kontrol altına aldığı bölgeleri “Cammu Keşmir” adı altında kendine bağladı.


Pakistan ise kendisine bağlı Keşmir’e “Azad Keşmir (Bağımsız Keşmir)” ve “Gilgit Baltistan” olarak iki özerk bölge statüsü verdi.


İki ülke arasında yine aynı nedenle 1965 ve 1999’da savaş çıktı.


Savaşların ardından sağlanan geçici ateşkes sonucunda Cammu Keşmir’in yüzde 45’i Hindistan’ın, yüzde 35’i Pakistan’ın kontrolünde kaldı. Bölgenin doğusundaki yüzde 20’lik bir kısım ise sınırdaş Çin’in hakimiyetine verildi.


Hindistan yönetimi, halk oylamasına karşı tutum benimserken, Pakistan, BMGK kararlarının uygulanmasını istiyor.


Çin’in soruna dahil olması


Hindistan ile sınır anlaşmazlığı yaşayan Çin, 1956’dan 1962’ye kadarki dönemde Keşmir’in doğusundaki Aksai-Çin yaylasını ele geçirerek Keşmir sorununa dahil oldu.


Pekin yönetiminin Keşmir konusunda Pakistan’ın yanında yer alması ve Pakistan’ın Keşmir’deki dar bir bölgeyi Çin’e vermesi iki ülke arasındaki yakınlaşmayı pekiştirdi.


Çin’in Himalayalar bölgesindeki sınır anlaşmazlığını savaşla çözmeye kalkmasını göz önünde bulunduran Hindistan, Keşmir politikasını katılaştırarak bölgedeki askeri yığınağını artırdı.


Zaman zaman Kontrol Hattı’nda çatışmalar yaşanıyor


1972’de imzalanan Şimla Anlaşması ile belirlenen Kontrol Hattı (LoC) ile Keşmir’de, Hindistan ve Pakistan kontrolündeki bölgeler ayrıldı.


Son yıllarda sıkça karşılıklı ihlallere sahne olan Kontrol Hattı’ndaki çatışmalar nedeniyle iki ülke, zaman zaman savaşın eşiğine gelebiliyor.


İki ülkenin de nükleer silahlara sahip oluşu tarafları savaştan geri tutsa da Keşmir sorunu yıllar içinde kangrenleşti. Son olarak Hindistan, 2019’da yaptığı anayasa değişikliğiyle Cammu Keşmir’in özel yönetim statüsünü kaldırarak “Cammu Keşmir” ve “Ladakh” adıyla merkeze bağlı “Birlik Toprağı” statüsünde iki ayrı idari birim oluşturdu.


1980’li yılların sonu halk ayaklanmalarına sahne oldu


1980’li yılların sonuna doğru Hindistan kontrolü altındaki Cammu Keşmir’de kitlesel halk ayaklanmaları baş gösterdi.


Şiddet eylemleri, siyasetçilere yönelik suikastler, adam kaçırma ve benzeri olaylar had safhadaydı.


Hindistan, bölgedeki olayların Pakistan tarafından desteklendiğini iddia etti ve bölgeye ilave güvenlik gücü konuşlandırdı. Hindistan’ın kontrolündeki Cammu Keşmir, Hint güvenlik güçlerinin insan hakları ihlallerine sahne oldu.


İki ülkenin 1990’ların sonunda peş peşe nükleer silah denemesi yapması, olası bir savaşın boyutları konusunda endişelere yol açtı. 2000’li yıllardaki diyalog çabalarından ise bir sonuç alınamadı.


“Keşmir Dayanışma Günü”


Pakistan 1989’da, 5 Şubat’ı 75 yıldır çözüme kavuşturulamayan Keşmir sorununa dünya kamuoyunun dikkatini çekmek için “Keşmir Dayanışma Günü” ilan etmişti.


“Keşmir Dayanışma Günü” ile Cammu Keşmir’de Hint yönetimi altında bulunan Keşmir halkıyla dayanışma gösterilmesi, kendi kaderlerini tayin etme hakkı için verdikleri mücadelenin desteklenmesi ve bölgedeki çatışmalarda hayatını kaybeden direnişçi ve sivillerin anılması hedefleniyor.


Keşmir’de yıllardır süren çatışmalarda ve şiddet olaylarında on binlerce sivil, direnişçi ve hükümet güçlerine bağlı güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.

Rus Marksizmi Üzerine Bazı Gözlemler (6)

1938 yılına gelindiğinde Moskova duruşmaları savcısı Andrey Vışinski’nin asılsız suçlamaları ile Stalin’e rakip olabilecek herkesin tasfiyesi gerçekleşmişti. Bu tasfiyeler kamuoyunun gözü önünde yapılmış ve ibret olsun diye gazetelerde yayınlanmıştı. Sovyet gizli servisinin başındaki Beria’nın şüpheli bir ölümle ortadan kaldırılmasına kadar ortalık dikensiz gül bahçesine çevrilmişti. Sürgündeki Trotskiy’in etrafında kalabalık topluluklar yoktu sadece bir avuç inanmış insan vardı. Onlarında politik gelişmeler üzerinde etkili olabilmesi mümkün değildi. Sınırlı güçleri ile yapabilecekleri klasik Marksist geleneği yaşatmak ve bir mirası gelecek kuşaklara aktarmaktı. 

Stalin ‘ Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmi ‘ böylesi bir ortamda yayınladı. Kitapçığın  benim yararlandığım çevirisi ‘Bilim ve Sosyalizm Yayınlarına’ ait ve 1974 tarihli . İri puntolarla dizilmiş 48 sayfalık bir kitapçıktan bahsediyorum. Stalin bu kitapçık da hem diyalektik hem de tarihsel materyalizmin temel ilkelerini sunar. Kitap sentetik bir dile ve sunuşa sahiptir. Kullandığı kaynaklarda daha çok Engels’den yararlanır. Marx’a yapılan göndermeler çok sınırlı olup Komünist Manifesto gibi ikilinin daha yaygın kamuoyuna hitap eden eserlerine müracaat edilmiştir. Marx’ın gençlik çalışmaları ve Grundrisse gibi Kapital’e hazırlık için tutulmuş defterleri o dönemde yayınlanmış olsa da Stalin bu çalışmalara değinmez. Bunun nasıl bilinçli bir tavır olduğuna ayrıca değineceğiz. Stalin’e göre diyalektik materyalizm doğa olaylarının diyalektik açıdan kavranışı ve yorumlanışı ile ilgilenen genel bir dünya görüşüdür. Tarihsel materyalizm ise diyalektik materyalizmin doğaya ilişkin ulaştığı sonuçları topluma uyarlar. Tarihsel materyalizmin nesnesi toplum iken diyalektik materyalizminki doğadır. 

Stalin’in çalışması bir el kitabı özelliğine sahip olup anlatım tarzı oldukça didaktiktir. Stalin incelediği konuyu derinlemesine soruşturmaz, didaktik bir dille ulaştığı sonuçları ilkeler düzeyine yükseltip izah etmeye girişir. Marx’ın çalışmalarının tamamı eleştirel bir faaliyetin ürünüydü. Döneminin egemen fikirleri ile hesaplaşırken eleştirel bir yöntemi benimsemişti. Bu eleştirel faaliyet sol Hegelcilerle başlayıp en sonunda temel çalışması Kapital’de burjuva ekonomi politikçilerin eleştirisi ile zirveye ulaşmıştı. Marx, Hegel gibi sistem kurucu bir filozof veya her hangi bir bilimin temellerini atan bir bilim insanı değildi. Gramsci’ye göre Marx bir praksis filozofu, Althusser’e göre Kapital ile birlikte yeni bir bilimin kurucusu sayılması gereken bir bilim insanıydı. 

Lenin’in de Marx’ın yöntemine sadık kaldığını söyleyebiliriz. Lenin’in belli başlı tüm yapıtları acımasız bir polemiğin ürünüydü. Lenin’de karşısına çıkan sorunlara eleştirel yaklaşıyor, fakat siyasi mücadelenin başındaki biri olarak polemiğin ucunu sürekli sivriltiyordu. ‘Halkın Dostları’ ndan Ne Yapmalıya, Ampiriyo-Kritisizmden ‘Devlet ve Devrim’e kadar her çalışması hareketin karşısına çıkan sorunları sadeleştirmeye ve sert bir polemikle muhatabına nihai darbeyi indirmeyi hedefliyordu. Devrimin başındaki Lenin’in yöntemi devrimden sonra değişmemişti. Kautskiy ile polemiğinden Sol Komünizme kadar karşımıza çıkan aynı yöntemdir. Amaç hareketin önüne çıkan engelleri temizlemektir. Bir polemik ustası olarak Lenin muhatabına acımasız ve alaycı davranırdı. Üslubu Marx’ın felsefi ve edebi alaycılığından çok uzaktı. Karşısındakine hakaret etmekten imtina etmez, can alıcı sorunlarla boğuştuğuna inandığından yakaladığını bırakmayan bir buldogdan farksız olurdu.  

Stalin’in kitapçığı ne Marx’ın ne de Lenin’in yönteminden izler taşıyordu. Kitapçıkta eleştirel bir yaklaşımdan kaçındığı gibi polemiğe de girmez. Stalin sırtını Engels’in , Lenin’in otoritesine yaslar. Onların iyi bir talebesiymiş izlenimi vermeyi isteyen bir eda ile konuşur. Stalin gücünü felsefi bir otorite, iyi bir üslupçu veya kuramcı olmasından değil Sovyet ülkesinde tüm yetkeyi elinde toplamış olmaktan alır. Anlatımı basit, yalın ve mekaniktir. Stalin’i sosyalizm meselelerine bulaşmış herkes kolayca anlayabilir. Girift, karmaşık ve zorlayıcı bir yanı yoktur. Marx’ı anlamak için ciddi bir müktesebata sahip olmak gerekir. Genç Marx’a nüfuz etmek için sadece Hegel’e değil Kant’a ve Alman idealizminin meselelerine aşina olunmalıdır. Antik Yunan ve Roma’ya yabancı olmamak, klasik edebiyatın bilgisiyle de yüklü olmak şarttır. Olgun Marx içinse Hegelci diyalektiğin inceliklerine nüfuz etmek gerektiği gibi iktisat tarihi ile ekonomi politiğin kategorilerine yatkınlık olmazsa olmazdır. 

Lenin’in de zor bir anlatım tarzı yoktur. Çok düz, doğrudan ve anlaşılır olmaya özen gösterir. Entelektüel bilgisi ile birikimini göze sokmaya çalışmaz. Lenin okurken gerçek bir polemiğin hazzını yaşarsınız. Rakibinin en zayıf ve en güçlü yanlarını tespit eder. Zayıf yanlara yönelerek işin kolayına kaçmaktan uzak durur. Amacı nirengi noktayı tespit etmek, hareketin gerçek sorunlarına eğilmek ve muhatabının aşil topuğunu yakalayarak bir daha iflah olmaz biçimde sırtını yere getirmektir. El attığı en soyut meselelerin dahi hareketin somut sıkıntıları ile doğrudan ilişkisi vardır. Felsefi spekülasyondan, üslupçuluktan uzak durur. Bilmediği alanları itiraf etmekten gocunmaz. Ama işin künhüne varmak için hırsla öğrenmeye girişir. Kapital’i ciddi biçimde incelemeye Sibirya sürgünü sırasında  Rusya’da kapitalizmin gelişimini çözümlemek için başlamıştı. Bu eser Kapital’in bir toplumsal formasyona ilk uygulanışıydı. Soyut kategoriler somut bir formasyona ilk kez tatbik ediliyordu. Felsefe Defterleri aylarca süren Hegel okumalarının ürünüydü. 

Lenin yoğunlaşmaları konusundaki tutumunu dostlarına bizzat anlatmıştı. Lenin bir Spinozist değildi, ama onun Etika’sını okumuş ve duygularını aklı ile kontrol etmeyi iyi öğrenmiş  biri gibiydi. Bir arzu ve duygulanım arkeoloğu sayabileceğimiz Spinoza Descartes gibi kartezyen akılcılığa iman etmiş değildi. Kişiyi en temelde tutkuların yönettiğine inanırdı. Ama insan aklıyla tutkularını anlayabilir ve yönetmeyi becerebilirdi. Beethoven’in ‘Appiah Sonatı’ Lenin’in dinlemekten haz aldığı ve dinlediğinde de duygularını harekete geçiren bir yapıttı. Lenin Gorki’ye bir sohbetinde iç savaşın acımasız koşullarında duygularına yenik düşmemek için müzik dinlemekten bile kendini mahrum bıraktığını söylemişti. 

Not:Rus Marksizmi üzerine yazılara değişik tepki ve değerlendirmeler alıyoruz. Bunlara bilahare toplu bir yanıt vermeyi düşünüyoruz

escort bayan bayan escort adana escort bayan bursa escort antalya escort adana escort escort bayan mersin mersin escort mersin escort mersin bayan escort türkçe altyazılı porno doeda anadolu yakası escort ataşehir escort avcılar escort bakırköy escort şirinevler escort taksim escort gaziantep escort olgun porno beylikdüzü escort escort mersin istanbul escort çesme escort sultanbeyli escort marmaris escort türbanlı porno bursa escort escort adana anal porno pendik escort izmir escort maltepe escort kadıköy escort üsküdar escort çekmeköy escort taksim escort kuşadası escort bodrum escort mecidiyeköy escort ankara escort milf porno porno izle esenyurt escort kartal escort tuzla escort şişli escort